2005Sun2012

Son Guncelleme12:27:36

Çarşamba, 25 Ocak 2012 06:12

GÜLSEK Mİ AĞLASAK MI

Yazan  M. Adnan YAZICI

     Ne gariptir ki, ukalâ bir toplum haline geldik. Her bireyin kendisine göre doğrusu oldu. Bilgimiz olsun veya olmasın; kariyemize girsin ya da girmesin, her alanda hüküm yürütür olduk.

     Son zamanlarda, topyekün müftülüğe soyunmamız, bir salgın hastalık haline geldi. Kıyamda(Ayakta), '' Ettehiyyatü,, yü okuyanlar bile, dini konularda fetva veriyor. Ne acı değil mi?

     En çok da şu manzara beni çok üzüyor: Adam, mekân-makam sahibi olmuş. Köy kahvesinin önündeki sandalyeye abanıp, çayını yudumlarken; öyle çirkin ve uyduruk lâf ediyor ki, utancımdan o mekândan kaçasım geliyor.

     Literatürde güzel bir söz vardır:'' Şerefü'l Mekân Bi'l Mekîn.,, Mekânın şerefi, o mekânı şereflendiren insanın şerefi ile ölçülür.

     Maalesef, kimi insanların mekânına, marka giyimine ve görünen cazibesine aldanıyoruz.

     Adamın balkonunda duran çok gösterişli papağanı dikkat çektiği için; onu görenler durup, bir müddet ona bakarlarmış. Adam, papağana öğretmiş:'' Eşşoğlu eşşek, yoluna devam etsene,, Diye.

     Bizim Temel, bir gün o sokakta yürürken, papağanı görünce; diklenip, bakmaya başlamış. Papağan:'' Eşşoğlu eşşek, yoluna devam etsene,, Deyince; birden irkilen Temel:'' Kusura bakma hemşerum' Ben seni kuşa benzettum da...,, Demiş.

     Edebiyatımız, engin ve çeşnilidir. Çok sayıda edebî sanatımız vardır. '' Bilip de bilmezlikten gelme'' dediğimiz, '' Tecaul-u Arîf,, sanatını özellikle yapanımız bir haylidir. Karadenizliler olarak, '' Kinaye,, sanatını pek severiz. Diğer sanatları da her fırsatta yerli yerine oturturuz. Ancak, çok hos olan edebiyatımızdaki ''Lüknet,, sanatını pek bilenimiz yoktur. Lüknet; pelteklik, söz söylerken dildeki tutukluk, kekeme demektir. Bu konuda şairler tarafından yazılmış şiirler vardır. Bu şiirler,'' Kekeme- nâme, pelteknâme,, gibi isimlerle anılırlar.

     Şair Faik, lükneti olan (kekeme konuşan) sevgilisi için şöyle diyor: '' Lükneti var deme ana bî Vukûf-Ayrulmaz tatlu dilinden hurûf.,, Şair, sevgilisinin kekeme konuşmasını şöyle yorumluyor:''Bilgisizce sevgilinin kükneti var, deme. Harfler, bir türlü onun tatlı dilinden ayrılamaz.,,

     Şair Fevzî'nin gazelindeki bir beyite bakalım:

  '' Ya ya yandın na nâ nar-ı a a aşka âşık

     E e ey dil bu kadar budur ta ta resm-i ezel.,,

Şair bu beyitte şöyle diyor: Ey aşık,  sen aşkın ateşiyle yandın!- Ey gönül, zaten senin geçmişinin aynası bu ateş olmuştur!

     Adamlardaki hoşgörüye, saygıya, sevgiye hayran olmamak mümkün mü?

     Hastahane polikinliğinin önünde muayene olmak için sırasını bekleyen Temel'in yanın da oturan adam, Temel'e dönerek: Ha ha hasta mısın? Diye sorar.

Temel: Hastayim, der.

Adam: Ha ha hasta lı l ı ğın nedir? Der.

Temel: Prostat, diye cevap verir.

Adam: Pı pı ro rostat na na sıl bir hastalıktır? Deyince;

Temel: Sen, nasi konişiysan, ben da oyle işiyirim; der.

     Üzülmemek elde değil. Yüz dostluğu aldı, yürüdü. Beşeri münasebetlerdeki davırlar sahte ve içten değil. İleride şu adama muhtaç olabilirim diye, sahte hürmet ve samimiyet  muamelesinde bulunur olduk. Bakış açımız, çok ama çok daraldı. Balkon pençeresinden alemi seyretmek varken; hep ahır kapısı aralığından bakmak niye?

     Gülün sapındaki diken, eline battığında homurdanacağına, dikende gül yarattığı için, Allah'a şükretmiyoruz.

     Gülden söz edince, bülbülü geçmek olur mu? Şiir ve türkülerimizde ikisinden birinin yalnız yaşadığını görenimiz yoktur.

     Ne ilginçtir ki; bülbül, gülün açtığı süreci izlemeye aşıkmış. Gül, sabaha karşı tan zamanı açarmış. Bunu bilen bülbül, geceyi uyumadan, gülün dalında geçirmeye çalışırmış. Ne yazık ki; her bülbül, gecenin o yorgunluğuna ve uykusuzluğuna dayanamayıp, uyuyakalınca; o gecenin sabahında uyanınca, gülün açtığını görürmüş. Bu durum karşısında, fındık içi kadar bir kalbi olmayan bülbül, narin vücudunu gülün dikenlerine çarpa çarpa intihar edermiş. Ne ilginç sevgi, ne muazzam aşk deği mi?

     Temel ile Fadime tam yedi yıl sevdalık etmişler. Sevdalılar bir fındık bahçesinde tekrar buluşup, sohbet ederlerken; Fadime Temel'e sorar:- Yahu Temel, ne zaman evleneceğuk? Temel hemen cevap verir:- Kız Fadime, bizi bu yaştan sonra kim alır?

     Yıldızlı yaz akşamlarında, açık havada sohbet etmek benim için bir tutkudur. Bu yaz, böyle bir akşam yaşayamadık. Ama yine de şemsiyelerin altında oturup; açık hava muhabbetleri yaptık.

     Çok anlatılır. Televizyondaki bir hava raporunda;" Bu pazar, Rize ve çevresiyağmurlu geçecek,, diye açıklanınca; Rizeli birisi Meteoroloji müdürünü arayarak, şöyle dert yanmış:" Müdürüm, pazar günü köyde düğünüm vardır.Ben, seni görürüm. Bişe edemesın mi?,,

     Neyse ki, kasım ayı içerisinde bir kaç gün nefes aldık. Eski ytazlardan kalma yıldızlı akşamlar gördük. Bu akşamların birinde, Temel Özmen abimizle bir kahvenin önünde hasbihal olma fırsatı bulduk. Gençler, ümitleriyle, yaşlılar anılarıyla yaşar derler ya; lâf aramızda, biz de anılarımızı tazeledik. O akşam, Temel abimizin anlattığı bir anısını nakletmek istiyorum.

     " Onbeş-onaltı yaşlarındaydım. Mevsi kış. Bir gün, evde oturuyoruz, ahırdan bir ses geldi. Rahmetli babam, ahıra koştu. Ahıra girer girmez. " Temel biçağı getır,, diye bağırdı. Biçağı alıp, ahıra koştum. çarçabuk yerde yatan ineğimizin başını kesti.

     Meğer; hayvan yanındaki ineğin önündeki otu yemek için uzanınca, ipi pantinin altında bir yere takıldı. İp, takıldığı yerden çıkmayınca; hayvanın boğazı sıkıştı. Nefes almakta zorlanınca da yere düştü. Olay bu...

     Aradan dört ay geçti. Babamla beraber tarlada mısır ekiyoruz. Dinlenmek için oturduk. Babam, bir sıgara sarıp, yaktı. Sıgarasından bir-kaç nefes çektikten sonra," Ula Temel, biz bi yanliş yaptuk, biliy misın? Dedi, Ben de, " Neyi yanlış yaptık?,, Diye sordum. O da şöyle dedi: Biz, o hayvanın başini keseceğıne; ipini kesseyduk, hayvani kurtaracağuduk.,,

    Sözlerimi, bu yazıya başlık olan kelimelerle bitirmeyi tasarlamıştım. Ama uymadı.

     Hoşgörüyle, sağlıkla kalın.

                                                                                                                                                                M. Adnan YAZICI

 

 

Son değişiklik Pazar, 19 Şubat 2012 02:07

M. Adnan YAZICI

M. Adnan YAZICI

Akçakoy Belediyesi Emekli Yazı İşleri Müdürü

E-posta: Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

1 Yorum

Yorum yapın

* Zorunlu Alanlar
* Mesajınız onaylandıktan sonra gözükecektir.