İnsanlarımız imalı konuşmayı çok severler. Bazıları buna "yiğneli konuşma" da derler. Birçoğu bu tarzı sanat olarak benimser. İki yaşlı kafadar, çay ocağının güveli tahta selinde çaylarını yudumlarken Yusuf, Hasan'a sorar: "Ula Hasan, duydum ki hacca gidecesın., asli var midır?" Hasan, kaşlarını kaldırarak konuşur: " Allah kısmet edersa öyle bi niyetim var ama sanki imali koniştın. Yoksa benden haci olmaz mi dersın?" diye sorar. Gevrek gevrek cevap veren Yusuf: " Ula Hasan, haşindi ayıp edeysın! Senden niye haci olmasın? Benim merak ettuğum, aitmiş yılluk arkadaşını nasıl taşlayacağındur" der.
 Evli erkekler eÅŸlerini ifade ederken, genellikle "Bizim Ev Sahibi" derler. SaÄŸlık Ocağında görevli İskenderunlu bir doktor vardı. Poliklinikten çıkıp, personel odaÂsına giderken, salonda Bekçi YaÅŸar'ı görür ve: "Hayrola bekçi" der. Bekçi YaÅŸar da:" İyiluk Doktor Bey. ev sahibini doktora getirdim" diÂye cevap verir. Doktor: "GeçmiÅŸ olsun" der ve gider. Personel odasında aceleyle bir çay içtikten sonra tekrar polikliniÄŸe dönmekte olan doktor, salonda Åžoför Mehmet'i görünce, ona da aynı cümleyi sarfeder. Åžoför Mehmet de: ' Ev sahibini doktora getirdim" der. Hastalarının muayene iÅŸini bitiren Doktor, tekrar personel odasına gelir. Masaya oturur oturmaz: "ArkadaÅŸlar, bir ÅŸey dikkatimi çekti. Buranın kiracıları ne kadar iyi insanlardır" dedi. Personelden birisi: "Anlayamadık Doktor Bey, nereden icap etti" diye sordu. Doktor haklılığını ispat etmek için kendisine güvenen kiÅŸi edasıyla cevap verdi: "Yahu baksanıza, ev sahiplerini hep kiracıları doktora getiriyor."
  İnsanlarımız oldukça kanaatkar, şükürcü ve minnetsizdir. Bu durumu "Ben Allah'tan başkasına minnet etmem" sözüyle ifade ederler. Bizim Kör Neşet, Trabzon'a gitmek üzere dolmuşa biner. Henüz oturmadan elinde hazır tuttuğu parayı şoföre uzatır. Şoför fakir olduğunu düşündüğü Kör Neşet'ten para almak istemez. "Kalsın Neşet Aga" der. Birden hiddetlenen Kör Neşet, elindeki parayı şoförün kucağına fırlatarak, "Ula uşağum. al parayi deyirım! Beni bakamıyacak Allah yaratır miydi?" diye bağırır.
  Fındığın koçanına "zuluf". zuluftan çıkarılmış tane haline "gagala" derler. Kör Neşet gagala fındığını kurutmak üzere harmana serer. Cuma namazını kılmak üzere camiye gider. Tam da hoca Cumanın farzını kıldırırken dışarıda yağmur yağmaya başladığını fark edince namazı bozup camiden çıkar. Yolda koşa koşa giderken kendi kendine söylenir: "Uğlum Neşet! Senin kendi işin var iken, Alluh'un işilan ne işin var idi?"
Yazan: M. Adnan YAZİCİ ,Akçakoy Belediyesi Emekli Yazı İşleri Müdürü





